Hayırda yarışmak ile ilgili ayet ve hadisler

Derviş Blog - Yasin Suresi Türkçe okunuşu  cüz cüz hızlı kuran oku: Hayırda yarışmak ile ilgili ayet ve hadisler
cüz cüz kuran




Riyazüs salihin Hayırda yarışmak hayır işlerine koşmak ile ilgili ayetler hadisler

riyazüs salihin

Elimde İmam Nebevi ye ait Riyazüs salihin isimli 6 ciltlik mükemmel bir hadis ve ayet kaynağı kitabı programı var çevirisi  İhsan Özkes e ait (İstanbul merkez vaizi).
bunu darul kitap tan indirdim. Allah böyle bir hizmeti hazırlayanlardan razı olsun.
şimdi bismillah deyip kitaptaki bölümleri sizlerle konu konu paylaşacağım inşallah
gösterdiği kaynakları da elimden geldiği kadar paylaşacağım atlayacağım olursa kusuruma bakmayın kusur bizdedir.
Kitapta bütün hadislerin ve ayetlerin kaynakları verilmiş.

ilk konum



Hayırda yarışmak ile ilgili ayet ve hadisler


Konu ile ilgili ayetler


"Öyle ise siz de (ey mü'minler) hayır işlerine koşun, birbîrinizle yarış edin". (Bakara, 148)

"Rabbinizin mağfiretine ve takva sahipleri için hazırlanmış olan cenne­te -ki eni göklerle yer (kadardır)- koşuşun". (Âl-i imrân, 133)[235]


Hayırda yarışmak ile ilgili hadisi şerifler


87. Ebu Hüreyre'den (r.a) rivayet edildiğine göre, RasûlüİIah (s.a) şöy­le buyurmuştur: "Hayırlı işler yapmakta acele ediniz! Yakında karanlık ge­ce parçaları gibi fitneler olacaktır. Kişi mü'min olarak sabahlar, kâfir ola­rak geceler, yine mümin olarak geceler, kâfir olarak sabahlar. Çünkü dünya malı karşılığında dinini satar". (Müslim rivayet etmiştir).[236]

[235] İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 1/219.



[236] Müslim; KitAb'ul-Iman, 118, Ahmed b. Hanbcl; 2/304, 5/523 ve Tırmizi; 2195
İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 1/220.



"Beş şeyden önce, beş şeyi ganimet bil! ihtiyarlığından önce gençliği­nin, hastalığından Önce sağlığının, fakirliğinden önce zenginliğinin, meşgu­liyetinden önce boş vaktinin, ölümünden önce hayatının" hadisinde de ol­duğu gibi engeller çıkmadan önce amel-i salİh işienmelidİr.

Fitneler üst üste gelirse, kalbi ifsad eder ve onda katılık ve gaflet oluş­turur ki bu da kişinin nifaka ve küfre girmesine sebep olabilir.

Müslüman kardeşinin malını gasbetmesi veya helâl sayması, faizi, al­datmayı ve buna benzer haramları helal sayması veya küçümsemesi, kişinin küfre girmesi için yeterlidir.

Hadisten çıkarılan hükümler şunlardır:

Dine bağlılık farzdır. Herhangi bir engel çıkmadan önce salih amelleri işlemekte acele edilmelidir. Çünkü Ahir zamanda peşipeşine dalâlete iten fit­neler zuhur edecektir.[237]


İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 1/220.


88. Ebu Sirvea Ukbe b. el-Hâris (r.a) şöyle anlatır:

Medine'de Hz. Peygamber'in (s.a) arkasında ikindi namazını kılmıştım. Selam verdikten sonra hemen ayağa kalkarak, cemaatin omuzları üzerinden atlayıp, zevcelerinden birinin evine gitti. Halk, onun acele kalkıp gitmesin­den endişe etti. Bir müddet sonra çıkıp geldi. Onun çabuk hareketi karşısın­da halkın şaşırdığını görünce şöyle buyurdu: "Evimizde bir miktar altın ve gümüş olduğunu hatırladım. Bunun beni Allah'a yönelmekten alıkoymasın­dan hoşlanmadım da onun hemen dağıtılmasını emrettim". (Buhâri rivayet etmiştir).[238]


BuhSiî; Kitâb'ul-Ezân, Ahmed b. Hanbel; 4/8, 384
İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 1/221.



Buhâri'nİn diğer bir rivayeti ise şöyledir: "Evde sadaka olarak ve­rilecek altın veya gümüş bırakmıştım. Onun gece yanımda kalmasını hoş görmedim".

Ebu Sirvea ve kardeşi Ukbe, Mekke'nin fethinde müslüman olmuşlar­dır. Buhârî Ebu Sirvea'dan üç hadis rivayet etmiştir. Rasûlüllah'ın (s.a) ace­le etmeden yürümesi âdeti iken, hızlı hızlı yürüdüğünü sahabîler görünce ken­dilerine bir musibetin gelmesinden endişe etmişlerdir. Rasûlüllah'ın (s.a) ev­de olan bir miktar altını "Namazda iken hatırladım" buyurduğu da rivayet edilmiştir. Peygamberimiz onları düşünerek Allah'a yönelmekten geri kal­mayı hoş karşılamamıştır. Bazıları da; "Dağıtılacak zekâtın geciktirilmesi, kişiyi kıyamet günü hesap için geride bırakmaya sebep olur" demişlerdir.

Hadisten çıkarılan hükümler şunlardır: Kalbi, Allah'tan alıkoyan şeylerden ayıklayıp temizlemek, hayırlı işler­de acele etmek müstehaptır. Doğrudan zekâtım verebilecek kudrete sahip olan kimse, vekil tayin edebilir.[239]

İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 1/221.

89. Câbir'in (r.a) şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Bir adam Uhud har­binin olduğu gün Nebi'ye (r-a) "Eğer Allah yolunda öldürütürsem, nerede olurum"dedi. Rasûlülİah: "Cennet'te (olursun)'*buyurdu. Adam elindeki hurma tanelerini attı. Sonra şehid oluncaya kadar savaştı". (Buhârî ve Müslim rivayet etmişlerdir)[240]


Buharî; Kîtul-Megâzi. Müslim; Kıtâb'ut-tmflre, 1899, Ahmed b. Hınbel; 3/308
İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 1/222.


Hadiste geçen şahsın Amr b. Humâm el-Ensârî olduğu söylenir. Kıssa­sının Bedir savaşında vuku bulduğunu, anlatılan bu kişinin başkası olduğu da rivayet edilir. Yemekte olduğu hurmalan cihadda aceîe ettiği için normal bir şekilde yiyememiş, hatta Allah'ın rızasına bir an önce kavuşmak İçin on­ları yiyeceği vakit için dahi sebredememiştir. Nitekim bu şahsın "Bu hur­maları yiyinceye kadar yaşayacak olsam, bu vakit çok uzundur" diyerek hur­maları attığı rivayet edilmiştir. Uhud savaşında ilk şehid olan kimse olduğu da söylenir. Hâkim de Enes'ten şöyle rivayet etmiştir: Siyah renkli bir kimse RasÛIüllah'a (s.a) gelerek: "Yâ Rasûlüllah! Ben siyah renkli, kötü kokan ve malı olmayan bir kimseyim. Ben su kimselere karşı öîdürülünceye kadar çarpışsam nerede olurum?" dedi. Peygamberimiz: "Cennetle Nursun" bu­yurdular. Bunun üzerine adam şehid oluncaya kadar savaştı. Rasûlüllah (s.a) onun yanına gelerek "Allah yüzünü beyaz, kokunu güzel ve malını çok etsin " buyurdu.

Hadisten çıkarılan hükümler şunlardır:

Hayırlı işlerde acele eden kurtuluşa erer. Ihlâs İle Allah yolunda nefsini feda eden için cennet vardır.

Bilmediği şeyi sorup Öğrenmesi kişi için müstehaptır.[241]


 İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 1/222.


90. Ebu Hüreyre (r.a) şöyle anlatır:

Bir adam Rasûlüîlah'a (s.a) gelerek "Ya RasÛlellah! Hangi sadaka se­vap yönünden daha büyüktür?" diye sordu. Rasûlüüah "Senin sağlıklı, aşı­rı cimri, fakirlik korkusu ve zenginlik arzusu içinde bulunduğun halde iken verdiğin sadakadır. Can boğaza gelip, "bu falancanın, şu da falancanın" diyeceğin zamana kadar bırakmatnandır. O vakit, saten vermek istediğin fa­lancaların olmuştur" buyurdu. (Buhârî ve Müslim rivayet etmiştir).[242]


Buhârî; KH&b'uz-Zekftt ve KMb'ul-Vestyl, MâsSro; Kitib'tz-ZeUı, 1032, Ebu DSvud, Tinnizl, Nete! ve Ahiwd b. Hanisi; 2/231, 230
İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 1/223.


"Hangi sadaka, sevap yönünden daha büyüktür?" diye peygamberimize soran sahabînin Ebu Zerr olması muhtemeldir. Zira Ahmed b. HanbeFin ve Abd b. Humeyd'in müsnedlerinde, Ebu Zerr'den bu şekilde bir som rİ-vâyet edilmektedir. Nitekim "Şeytan sizi fakirlikle korkutur (fakir düşece­ğinizi söyleyerek sadaka vermekten geri kalmanızı ister)" (Bakara, 268) bu-yurulmuştur.

Hadisten çıkarılan hükümler şunlardır:

Sağlıkta verilen sadaka, hastalıkta verilen sadakadan daha faziletlidir. Zİra sıhhatli ânında kişinin cimriliği artar. Hastalığında sadaka vermek iste­yen, bilâhere bu hastalığından şifa bularak sağlığına kavuşan kimse m'yyet ettiği sadakayı verirse; bu onun ihlâsına, Allah'a olan sevgisine işarettir. Ancak iyileşmekten ümidini kesen ve malının başkalarına kalacağı düşüncesiyle sa­daka veren böyle değildir.

Birtakım engeller çıkmadan önce hayırlı işler yapmakta ve sadaka ver­mekte acele etmek gerekir. Can boğaza geldiğinde ne vasiyet, ne sadaka, ne de herhangi bir tasarruf makbul değildir. Ebu Davud'un Ebu Said el-Hudrî'den rivayetinde, Rasûlüllah (s.a) "Kişinin sağlığında bir dirhem sa­daka vermesi, ölümü ânında yüz dirhem sadaka vermesinden daha hayırlıdır" buyurmuştur.[243]

İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 1/223-224.

91. Enes'den (r.a) Rasûlüllah'm (s.a) Uhud harbinin olduğu gün eline bir kılıç alarak şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir "Bunu benden kim ala­cak?". Herkes "Ben, ben" dedi. Rasûlüllah: "Onun hakkını vermek şartıy­la kim alacak?"buyurdu. Hak durakladı. Ebû Dücâne (r.a) "Onun hakkını vermek üzere ben alacağım" dedi. Hemen kılıcı aldı ve onunla müşriklerin başlarını ikiye ayırdı. (Müslim rivayet etmiştir).[244]


Masum; Kitabı: Fed&l'is-Sahabe, 2470
İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 1/224.


Hadiste zikredilen Ebu DÜcâne'nin adı; Simâk b. Harşete'dir. Bedir ve Uhud savaşına katılmıştır. Uhud savaşında Mus'ab b. Umeyr ile beraber Ra-sülüllah'ın yanında bulunmuşlar, çeşitli yaralar almalarına rağmen peygam­berimizi korumuşlardır. Mus'ab bu savaşta, Ebu Dücâne ise Yemâme sava­şında şehid olmuştur.

Ebu Dücâne "Yâ Rasûlüllah! Onun hakkı nedir?" diye sormuş, Rasû­lüllah (s.a) "Onunla eğilinceye kadar düşman yüzüne vurmandır" buyur­muştur. Bunun üzerine "O kılıcı alıyorum" demiştir.

Zübeyr'den ise şöyle rivayet edilir: "O kılıcı Rcsülüttah'dan (s.a) iste­diğimde, onu bana vermemişti. Ebu Dücâne'ye verdiğinde, "Vallahi onun ne yaptığına bakacağım " dedim ve onu takip ettim. San bir sargı alarak ba­şına bağladı. Ensar dedi ki "Ebu Dücâne ölüm sargısını çıkardı". Daha sonra önüne çıkan müşriği öldürdü".

Hadisten çıkarılan hükümler şunlardır.

Ebu Ducâne'nİn cesareti, Allah yolunda nefsini feda etmesi ve dhad-daki sadâkati, sahabîlerin faziletini beyan etmektedir. Kılıcı almakta tered­düt edenler, onun hakkını tam olarak vermeye güç yetiremeyeceklerini dü­şündükleri için tereddüt geçilmişlerdir. Nitekim Rasûlüllah (s.a) "O'nun hak­kını vermek şartıyla kim buyurmadan önce hepsi ellerini uzatmıştır.

Rasûlüllah, ashabını kendilerini daha fazla feda ederek düşmanı hezi­mete uğratmaya teşvik etmiştir.[245]

İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 1/224-225.

92. Zübeyr b. Adiyy'den (r.a) şöyle dediği rivayet edilmiştir:

"Enes b. Mâlik'in (r.a) yanına vardık. Haccâc'tan karşılaştığımız şey-Jerden şikayet ettik. Enes "Rabbinize kavuşuncaya kadar sabrediniz. Çün­kü her gelen zaman, geçenden daha kötüdür. Bunu peygamberimizden (s.a) duydum, dedi". (Buhârî rivayet etmiştir).[246]


Masum; Kitabı: Fed&l'is-Sahabe, 2470
İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 1/225.


Zübeyr b. Adiy el-Hemedânî el-Yâmî, Rey'de kadılık yapmıştır. Güve­nilir bir râvidir. Fakîh'tir. Hicri 131 yılında vefat etmiştir. Haccâc b. Yûsuf es-Sakafî, Abdu'l-Melik b. Mervan zamanında önce Hicaz, sonra da İrak'­ta valilik yapmıştır. Enes b. Malik'e bu şikayet Basra'da yapılmıştır.

Buhâri'nin rivayet ettiği başka bir hadiste ise şöyle buyurulmuştur: "Her gün, bir önceki günden daha şerlidir. (Bu durum) Rabbinize kavuşuncaya kadar (devam eder)".

Hasan Basrî "Her yıl, biraz daha zelil olursunuz" demiştir.

Abdu'l-Vehhâb eş-Şa'rânî de, "Allah 'in bir musibetle imtihan edip, sonra ondan daha şiddetlisi ile denemesi âdetidir. Bu, kulun hafiften şiddetliye doğru alışUnlmasıdır. Başlangıçta şiddetli olanla imtihan edilse, belki ona taham­mül edemez. Halbuki hafiften şiddetliye doğru böyle değildir" demiştir.

Hasan Basri'ye Haccâc'tan sonra Ömer b. Abdülaziz'in dönemi sorul­muş, O da "insanların teneffüs edecekleri bir zaman gereklidir" demiştir. Bazıları da ' 'Bir asır, genel olarak bir sonraki asırdan deha iyidir" demişler­dir. Aynca Haccâc döneminde sahabîlcrin sayısj çoktu. Bunların hemen hepsi, Ömer b. Abdülaziz döneminde vefat ettiler. Elbette sahabîlerin yaşa­dığı zaman, sonraki zamandan daha hayırlıdır.

Vakit kılıçtır, eğer onu iyi amellerle kesmez, diğer sıkıntılardan kurtul­ma zamanım beklersen, o kılıç seni keser. Faydasız bir şekilde en güzel şey­ler elinden kaçar.

Hadiste: "Rabbinİze kavuşuncaya kadar sabrediniz" buyurulmuştur. Mü'min Rabbİne kavuşmadıkça huzura eremez. Diğer bir deyişle, dünyada rahatlık yoktur. Hadis Neseî'de rivayet edilen "ümmetim yağmur gibidir. Önü mü, sonu mu hayırlıdır bilinmez" hadisi ile tenakuz halinde değildir. Zira konu ile ilgili hadis, zaman itibariyledir. Neseî'deki hadis ise zaman İçinde yaşayanlarla ilgilidir.

Bir hadiste "Kıyamet, ancak insanların en şerlileri üzerine kopar" bu­yurulmuştur.

Hadisten çıkarılan hükümler şunlardır.

Sıkıntılara sabretmek ve sâlih amellerde acele etmek müstehaptır.

Her günün bir Öncekinden daha meşakkatli ve zor olacağı haber veril­miş ve aynca âhir zamanda fitne ve fesadın daha da yoğunlaşacağına ve yaygın olacağına işaret edilmiştir.[247]

İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 1/225-226.

93. Ebu Hüreyre'den (r.a) Rasûlüllah'ın (s.a) şöyle buyurduğu rivayet ' edilmiştir: "Yedi şey gelmeden önce iyi amellere koşun: Unutkanlık getiren ;; fakirlik, azdıran zenginlik, (sağlığı) bozan hastalık, bunaklaştıran yaşlılık, ansızın gelen ölüm, beklenen (ve) bilinmeyen serlerin en kötüsü Deccâl veya v daha korkunç ve daha acı olan kıyametden başka bir şeyi mi bekliyorsunuz?'.' : (Tirmizî rivayet etmiş ve "hadis hasendir" demiştir).(93) [248]


Tirmizi; Kitab’uz-Zühd, 2307
İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 1/227.


Yedi meşgul edici hâl gelmeden önce, iyi amellerle meşguliyette yarış­mak emredilmektedir. İnsan fakirlik sebebiyle çeşitli üzüntülerle karşılaşır. Bu üzüntüler kişide unutkanlık doğurur. Zenginlik, sahibini kulluk görevle­rini yerine getirmekten alıkoyar. Akla veya bedene zarar veren hastalık ise ibadetlerin kemâliyle yerine getirilmesine engel olur. Nitekim bir hadis-i ?e rifte: "/*/ nimet vardır ki, insanların çoğu bunlarda atdanmıştır. Bunlar soğuk ve boş Duyurulmuştu.. Aşın yaşlılık da bunaklık denilen, dengesiz konuşma ve hareketlere sebep olur. Ani ölüm veya gençlikte ölüm de, insa­nın gaflette iken yakalanmasına yol açabilir. Deccâl ise, sayılanların en şid­detlisi ve korkuncudur.

Hadisten çıkarılan hükümler şunlardır.

Deccâl'in ortaya çıkması kıyamet alâmetlerindendir. Dünya azabı, âhi-ret azabına nisbetle daha hafiftir.

İnsan engeller çıkmadan önce salih ameller işlemeye gayret etmelidir.

Kişiyi hayırdan uzak kılan; şiddetli fakirlik, zenginlik, hastalık ve yaşlı­lıktır.[249]

İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 1/227.

94. Ebu Hüreyre'den (r.a) Rasûlüllah'ın (s.a) Hayber savaşı günü şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: "Bu bayrağı, Allah'ı ve Rasûlü'nü seven, Al­lah'ın onun elinde zafer kazandıracağı bir adama vereceğim". (Ebu Htirey-re bu rivayeti sırasında Hz. Ömer'in (r.a) sözlerine yer verir).

Ömer (r.a) demiştir kî: "Sadece o gün emirliği istemekten hoşlandım da, bu işe çağırılırım ümidiyle kendimi göstermeye çalıştım". (Ebu Hüreyre devamla): Rasülüllah Ali b. Ebî Tâlib'i çağırdı. Bayrağı ona vererek "Yü­rü! Allah sana zaferi müyesser kılana kadar sağına-soluna bakma" buyur­du. Ali (r.a) biraz yürüdü. Sonra bakışlarını ileriye doğru tutarak durdu ve "Ya Rasûlüllah! İnsanlarla hangi şey için savaşacağım?" diye sordu. Rasü­lüllah: "Allah'tan başka ilâh olmadığına, Muhammed'in Allah'ın Rasûlü olduğuna şehadet edinceye kadar onlarla savaş, şehadet getirdikleri takdir­de; şüphesiz, senden canlarını ve mallarını korumuş olurlar. Meğer ki bu ce­zayı hak etmiş olalar. Onların iç hallerinin hesaplan da Allah'a aittir" bu­yurdu. (Müslim rivayet etmiştir).[250]


Müslim; Kitâbu Fedâil'is-Sahâbe, 2405
İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 1/228.


Hayber'in fethi hicretin 7. yılında olmuştur. Allah'ı ve Rasûlü'nü se­venleri Allah ve Rasûlü de sever. Nitekim: "... Allah yakında öyle bir top­lum getirecek ki (O) onları sever, onlarda O'nuseverler... "(Maide, 54) bu­yur ulm ustur.

Hadis Hz. Ali'nin faziletini ifade etmektedir. Hz, Ömer'in bayrağın ken­disine verilmesi için olan isteği de bunu te'kid etmektedir. Hz. Ali, zafere erişinceye kadar sağına soluna bakmamakla emrolunmuştur. Hz. Ali bu emre: "Yâ Rasûlüllah! İnsanlarla hangi şey için savaşacağım?" diye sorarken bile bakışlarını ileriye doğru tutmak suretiyle uymuştur. Bu emir, Hayber fethe-dîlinceye kadar düşmana aman vermemekti. Hz. Ali ise, emrin hem zahirine hem de bâtınına uymuştur.

Allah'ı ve Rasûlü'nü sevmek, onlara iman etmekle ve emirlerine tâbi olmakla mümkündür. Rasûlüllah'ın gelecekteki bilinmeyen bir şeyi haber ver­mesi mucizedir. Hayber'in fethedileceğini önceden bildirmiştir.

Kelime-i Şehâdet'i söyleyen kimsenin (kasden adam öldürmediği veya dinden çıkacak bir şey söyleyip-yapmadığı sürece) öldürülmesi caiz değildir.

İnsanlann zahirî durumuna göre hüküm verilir, iç âlemleri Allah'a ha­vale edilir. Hadis, zekâtı gönüllü olarak vermeyipte karşı yönetimin zor kullanma yetkisine sahip olduğunu ifade et [252]

İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 1/228-229.

2 yorum:

  1. Emeğinize sağlık.Allahım bizleri hayırda yarışan kullarından eyle

    YanıtlaSil
  2. amin kardeşim. inşallah.

    YanıtlaSil

Buraya Bir Yorum bırakarak sayfaya değer katabilirsiniz...